Faturası Kesilen Demokrasi
Akdeniz'in incisi Mersin'de, yerel siyasetin görünmez duvarları arkasında, dikkat çekici bir sessizlik hüküm sürüyor. Şehrin en tepesindeki isim olan Büyükşehir Belediye Başkanı hakkında ne bir köşe yazısı, ne bir radyo programı, ne de bir televizyon yayını ciddi bir eleştiri getiriyor. Bu durum, yalnızca bir tesadüfün eseri değil, derin ve kaygı verici bir meselenin, yani "fatura gazeteciliği" denilen çarpık bir düzenin yansıması olarak karşımızda duruyor. Mersin'de gazetecilik, maalesef ki, eleştirel yayıncılığın gerektirdiği bağımsızlık ve cesaretten uzaklaşmış durumda. Görünen o ki, birçok medya mensubu için öncelik, gerçeği ortaya çıkarmak değil, belediyeden gelecek olan "faturayı" sağlama almak haline gelmiş. Bu, adeta bir "sus payı" düzeni. "Sesini çıkarma, eleştirme, yoksa nasıl geçineceksin?" iması, mesleki onurun önüne geçmiş durumda. Bu utanç verici durum, yerel basının gücünü ve denetim mekanizması olma görevini ciddi şekilde zedeliyor. Başkan Seçer'in sosyal medyada zaman zaman genel başkanlık, hatta cumhurbaşkanlığı adaylığı için "uygun" olduğu yönündeki paylaşımlarla bir algı operasyonunun yürütülmek istendiği de gözden kaçmıyor. Bu paylaşımları yapan isimlerin, aynı zamanda Başkan'ın en ateşli destekçileri ve en büyük savunucuları olması, meselenin vahametini daha da artırıyor. Basın özgürlüğünün ve farklı seslerin var olması gereken bu koca memlekette, her görüşten gazeteci olmasına rağmen, Başkan aleyhine tek bir eleştirel yazıya rastlanmaması, bu "fatura" düzeninin ne kadar kapsamlı ve derin olduğunu gösteriyor. Tarsus'ta Ali Boltaç örneğiyle de görüldüğü gibi, yerel yönetimlerin gücünü kullanarak gazetecileri ekonomik olarak kendilerine mecbur bırakmaları, ne yazık ki, Mersin'de de bir yönetim stratejisi haline gelmiş. Bu durum, sadece gazetecilerin kişisel meselesi değil, doğrudan doğruya Mersin halkının meselesidir. Çünkü eleştiriden uzak, denetlenemeyen bir yönetim anlayışı, kaçınılmaz olarak yanlışlara ve haksızlıklara davetiye çıkarır. Bu kentin geleceği, şeffaflık ve hesap verebilirlik üzerine inşa edilmelidir. Basının özgürce görevini yapamadığı bir yerde, demokrasiden ve sağlıklı bir yerel yönetimden bahsetmek mümkün değildir. Bu sessizlik, Mersin'in güzelim geleceğine dair büyük bir kayıp ve bu duruma seyirci kalmak, bu çarpık düzeni onaylamak anlamına gelecektir.