Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yerel seçimler öncesinde iç huzuru bir türlü yakalayamıyor. Genel Başkan Özgür Özel'in, göreve gelmesinin ardından partideki muhalif kanadı tasfiye etme yönündeki adımları, özellikle Mersin Milletvekili Hasan Ufuk Çakır'ın ihracı talebiyle zirveye ulaştı. Bu talep, bardağı taşıran son damla oldu ve Çakır, partisinden istifa ederek hem Özel'e hem de parti yönetimine çok sert eleştiriler yöneltti.
Hasan Ufuk Çakır'ın istifasının hemen ardından yaptığı açıklamalar, CHP'deki öncelikler ve siyaset yapış biçimi üzerine çarpıcı bir tartışma başlattı. Çakır, Genel Başkan Özgür Özel'in sürekli mitingler düzenleyip ardından Silivri'ye gitmesini eleştirerek, "Kardeşim senin başka işin gücün yok mu be adam? Sen mazotun kaç lira olduğunu biliyor musun?" diye sordu. Bu sözler, CHP yönetiminin "halkın gerçek sorunlarından kopuk, sürekli İmamoğlu odaklı ve polemikçi bir siyaset" izlediği yönündeki eleştirilerin en güçlü sesi oldu.
Çakır'ın "Sana Hasan Ufuk Çakır'ın kafasını kestirmezler, sen hayal görüyorsun" şeklindeki çıkışı ise, parti içindeki muhalif sesleri sindirme ve tasfiye etme çabasına karşı bir direniş manifestosu niteliği taşıyor. Bu, yalnızca bir vekilin istifası değil, parti içindeki Kemal Kılıçdaroğlu destekçilerinin yaşadığı dışlanmışlık ve "intikam" duygusunun dışavurumudur.
Tartışmanın bir diğer boyutu da Ali Mahir Başarır ve ekibini hedef alan iddialar. Çakır, vekillik adaylığı sürecinde dahi evraklarının hasıraltı edildiğini, bu engellemenin bizzat Başarır ve ekibi tarafından yapıldığını öne sürdü. Eğer bu iddialar doğruysa, Çakır'ın güçlü bir isim olmasına rağmen sadece eski Genel Başkan'ı desteklediği için sistematik bir dışlanmaya maruz kaldığı anlaşılıyor.
Çakır'ın 5. sıradan seçilerek güçlü bir vekil olduğunu kanıtlamasına rağmen maruz kaldığı muamele, parti yönetimindeki "liyakat ve emeğe değer verme" ilkesinin ne kadar aşındığını gösteriyor. Başarır'ın şu anki yüksek perdeden tavrı, bu iddialar ışığında "yüzsüzlük" olarak nitelendiriliyor ve içerideki tasfiye operasyonunun ne kadar kişisel kinlere dayandığı sorusunu akıllara getiriyor.
Bu fırtınanın en dikkat çeken sessizliği ise Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer'den geliyor. Mersin'in güçlü bir vekilinin ihracı istenirken ve kentin siyasi dengeleri sarsılırken, Seçer'in sessiz kalması manidar. Oysa kulislerde, Seçer'in de Kılıçdaroğlu çizgisinde olduğu biliniyordu.
Çakır'ın açıklamaları, Seçer'in bu sessizliğini sorgulatıyor: "Yoksa hep güçlüden, yani iktidardan yana mısınız?" Bu sessizlik, Vahap Seçer'in "adaletin değil, gücün yanında durmayı tercih ettiği" şeklinde yorumlanıyor. Halktan biri olduğu iddia edilen bir siyasetçinin, zor durumda kalan vekiline destek vermekten çekinerek kafasını kuma gömmesi, onun siyasi konumunu ve halk nezdindeki samimiyetini ciddi şekilde zedeleyebilir.
Hasan Ufuk Çakır'ın istifası, CHP'de değişimin sancılarını değil, derin bir hesaplaşmanın başladığını gösteriyor. Bu olay, parti yönetiminin "kucaklayıcı" değil, "tasfiyeci" bir yolda ilerlediği algısını güçlendiriyor. Mersin'de kopan bu fırtına, yerel seçimler öncesinde parti birliğini daha da zayıflatacak ve CHP'nin sadece dışarıdaki rakipleriyle değil, içindeki küskünler ve tasfiye edilenlerle de mücadele etmek zorunda kalacağını gösteriyor.